Bazıları vardır, hayatınızda oldukları için Tanrı’ya şükrettiğiniz.
En umutsuz anınızda, sözünüzü duymadan, sesinizden derdinizi anlayan ve sizi tek bir lafıyla
hayata bağlayan.
Onlar en esaslınızdır ve hayatınızda olmaları, sizin Tanrı’nın şanslı kulu olmanıza bağlıdır.
Bazıları da vardır, hayatınıza ansızın girer ve çoğu kez çıkar giderler.
Gidenlerden ya da kalanlardan yerleşir bazı izler. Düşünmeden edemezsiniz; onlar sanki sizi duymuş ve söylemeden önce sizin hassasiyetinizi ölçmüş gibi, bazen nasıl da isabetli laflar ederler. Ve hiç bilmezler; o sözler, size küçücük bir anda, ne zamandır takılıp kaldığınız ve aslında nicedir cevabını aradığınız problemleri çözerler.
Bu şaşkınlık dönemleridir, hayatı yaşanır kılan. Acıları da, acısızlığı da anlamlandıran.
Böyle zamanlarda başını iki elinin arasına alır,
sonra o başı göklere çıkarmanın yolunu da bulur insan.
İşte böyle bir andı.
Odak noktasından uzaklaştığımda ancak görmeye başladığım ve tercih sandığım mecburiyetleri sorgulamanın anlamsızlığını kavradığım, mucizevi bir farkına varmaydı.
O da öyle yazmıştı.
Sadece bunu yazmakla kalmamış, son yıllarda okuduğum en etkileyici yazılardan birine ve enfes bir röportaja imza atmıştı.
Nasıl desem...
Kendisiyle yüzleşmişti en başta.
Yüzleşirken kendine bile mesafeli durabilmiş ve zaten konuya, yani röportaja girerken daha “arkadaş olmaya değil, soru sormaya gelmiştim” diyerek, sınırlarını çizmeyi başarmıştı.
Peki şimdi bir röportaj, bu köşeye nasıl mı konu oldu?
Tam da anlamışken, neyin tercih, neyin mecburiyet olduğunu, baktım, O da söylemiş aynısını. Yine satır aralarını okumakla en iyisini yaptığım için şaşırdım. Şaşırdığım için kendimi kutladım.
Beni Tanrı’nın şanslı kulu edenlerin varlığına, farkındalıklarımdaki tarifi imkansız rehberlikleri için teşekkür borçlandım.
Peki bu yazının ya da o röportajın, çevreyle ne ilgisi mi var?
Siz, biz, hepimiz, yaşanacak bir dünyamız olduğunu bilen herkes...
Biliriz ki, çevre sorunlarıyla mücadele bilincini yaygınlaştırmanın pekçok yolu var. Hepimize bu yollarda düşen –tercihten öte, mecburiyet olarak- sayısız görev var.
Ama farkında olmakla başlıyor herşey. Şaşkınlığı gizleyememekle bir de...
Önce insanın kendisiyle yüzleşebilmesiyle başlıyor.
Kendine arkadaş olmaktan öte, soru sorabilmesiyle...
Sorular bize çözümleri getiriyor.
-------------
Merak edenler, Yılmaz Erdoğan röportajını, 28 Kasım tarihli Hürriyet Gazetesi’nde okuyabilirler.
Banu AYDOĞAN
Koç Bilgi Grubu Kurumsal İletişim Koordinatörü