Yıllar önceydi.
Nasıl da oynuyordun, o salıncak senin, bu tahterevalli benim, diyerek o parkta.
Gözlerinin içi gülen ve alabildiğine özgür bir çocuktun.
Hatırlıyor musun, o minicik fırfırlı elbisenle oturduğun çimler canını acıtmıştı. Anlamamıştın.
Şanslıydın ve babaannen yanındaydı da, o kıpkırmızı olan bacaklarının, karıncaların istilasına uğradığını fark etmişti.
Ve bir bakıma daha da şanslıydın; oynadığın yer, çimen kokusunun ferahlığını minicikken öğrendiğin kendi sokağındı. Ama ah o karıncalar, ısırdı mı da fena acıtırdı.
Denizlerim vardı benim, seninle de paylaştığım. Senin de babanla gezindiğin şirin bir sandalın. Dikkatsizlik işte, yine bir gezi öncesinde sandalı temizlerken batan o çivinin bıraktığı iz, yıllarca geçmedi. Ama umursamadın. Yüzmeyi de, balık tutmayı da sen o sandal gezilerinde kavradın.
Yeri gelmişken hatırlatayım; ben seninle denizimi paylaşmasaydım, sen bugün kulaç atamazdın.
Sayemde öğrendiğin bir şey daha vardı. Sen, tohum ekmeyi bilen, toprağa eli değen bir çocuktun.
En çok misafir geldiğinde sevinirdin. Sofraya biberleri kendi ektiklerinden getirirdin. Bunun için bir “aferin” almasan da, mutluydun.
Bir gün, seni dinlediğimi farkettin.
Gelip, benimle dertleştin.
“Sen gülünce güller açar gül pembe...
Güz yağmurlarıyla bir gün göçtün gittin,
İnanamadık, gül pembe....” şarkısını her dinlediğinde,
babaannenin aklına gelip hüzünlendiğini, o gün bana itiraf ettin.
Sonraları, çok sonraları, artık kocaman bir kız olduğunda,
Üstelik sana söylediğim,
Sana rüzgarlarla diyeceklerimi ilettiğim ve sen her şeye rağmen direttiğin halde, gittin de, sadece hislerine kulak verdin.
Ansızın bir günün son saatinde, yollar boyu yürüdün gittin.
Ben seninleydim.
İçindeki burukluğu, gözlerindeki donukluğu izledim.
Sana demiştim, çok acır demiştim, son sürat tüm gücünle koşarken, birden duvara çarpmış gibi olursun, demiştim kendine yenildiğinde.
Dinlemedin.
Elimden bir şey gelmedi. Seni yolundan geri çeviremedim. Ama acını hafifletebilmek için, sana rüzgarımla, denizimle, dalgamla, ağacımla hep arkadaşlık ettim.
Artık eskisi gibi değilim lakin. Yok olup bitiyorum. Tükeniyorum.
Ey, benim güzel dostum.
Ben, doğa anayım.
Bana elini şimdi uzatmazsan, bir daha ayağa kalkamayacağım.
Ve korkarım, seni istemeden yarı yolda bırakacağım.
Banu AYDOĞAN
Koç Bilgi Grubu Kurumsal İletişim Koordinatörü