Küçükken her şey çok güzeldi.
Kirlenmemişti.
Düşük bir ihtimalle de, ben çok küçüktüm de, göremiyordum kirleneni.
O zamanlar, neredeyse kapımın önünden girerdim denize.
Deniz dediğim, buralardan ötede, İstanbul’dan uzaklarda aradığım bir şey değildi.
Deniz işte, Marmara Denizi!
Yazın gelmesini iple çekerdim.
Yaz gelecekti...
Okullar tatile girecekti...
Mayomu giyip, sandviçimi elime alıp, evden koşarak gidecektim denize doğru.
Dalgaların üstünden suya atlamak, ne mutluydu.
Sonra büyüdüm.
Evimin önündeki denizin kirlendiğini söylediler.
Kendimi suya bırakacağım başka denizler lazımdı. Vardı.
Ben de onlara gittim.
Onların olduğu yerleri keşfettim.
İçlerinde en çok Alaçatı’yı sevdim.
Geçenlerde yine Alaçatı’da ve yine denizdeydim.
Suyun, her sıkıntıyı, yorgunluğu ve ağırlığı alıp götürüşüne ve insanı ve herşeyi temizleyişine bir kez daha hayranlık duydum.
Yeter ki temiz olsundu deniz.
Yeter ki kirlenmesindi.
Biz büyürken, küçülttüğümüz güzellikler, ders olsundu.
Korumak nedir; özen göstermek nedir; dikkat etmek ve bilinçli olmak nedir; bilsindi insanlar.
Ve sokaklar...
Alaçatı’nın, festival edasıyla, göreni kendine tutkun eden sokakları.
Kalabalık ve havalı restaurantları.
Mezeleri. Zeytinyağlıları. Tatlıları.
Ama ille de ahtapot ızgarası...
Sakız tatlısı...
Begonviller açmış bahçeleri.
Taş evleri.
Yüzüne çarptıkça tatlı hayaller kurduran, zamanı unutturan, aşk gibi ferahlatan o doyumsuz rüzgarı.
Bu kadar şiirsellik içinde, bir şey vardı ki tadı kaçıran, eğer özen gösterilmezse ve bilinçli davranılmazsa, yakın gelecekte daha pek çok tadın ekşiyeceğini gösteriyordu.
Alaçatı caddeleri, çöp doluydu. Kokuyordu.
Caddede başlayan bu kirlilik, denizlere kadar da giderdi.
Bu gidişle, kirlenmemiş ve tükenmemiş bir güzellik bulmak muhtemel miydi?
Oysaki hepsi insan işi.
İnsan bilinçlenirse, güzellikleri görürse ve her geçen gün onların değerini büyütebilirse, dünya da büyür.
Kendi elimizle kirlettiğimiz dünyamızı, aynı zamanda küçültüyoruz da.
Çünkü tüketiyoruz.
Onun sınırlı kaynaklarını ya kirletiyoruz ya da hoyratça yok ediyoruz.
Gelecek güzel günlere yazık ediyoruz.
Üstüne şiirler yazılıyor, şarkılar söyleniyor:
“biz büyüdük ve kirlendi dünya”
Ama denizler,
Ama rüzgar,
Ama lavanta kokan sokaklar bizi çağırıyor inatla.
Tutkuyla...
Aşkla...
Banu AYDOĞAN
Koç Bilgi Grubu Kurumsal İletişim Koordinatörü