Röportaj: Koç Bilgi Grubu Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü
Orman yangınlarının en önemli sebebi nedir?
- Orman yangınlarına geniş bir perspektiften bakmak gereklidir. Türkiye, Akdeniz iklimi kuşağında yer alması, başka bir ifadeyle yazları sıcak ve kurak geçirmesi nedeniyle, yangın açısından dezavantajlı bir coğrafyada bulunuyor. Dikkat ederseniz, orman yangınları ülkemizde özellikle Ege ve Akdeniz’de meydana gelir, zengin ormanlarla kaplı Karadeniz’de pek orman yangını çıkmaz. İşte bu, iklimin kurak ve sıcak olmasından kaynaklanmaktadır.
Orman yangınlarında insan faktörünün etkisi nedir?
- Orman yangınlarının yüzde 95’i insan kaynaklı, yüzde 5’i doğal, yani yıldırım kaynaklıdır. Bu yüzde 95’in içinde, dikkatsizlik ve ihmalin payı çok büyüktür. Kasıt olmadığı halde, vatandaşın birtakım faaliyetleri, orman yangınlarına sebebiyet veriyor. Bizim 1945’ten beri tuttuğumuz istatistikler, dikkatsizlik ve ihmalin piknik ateşi, sönmemiş sigara, avcı ateşi, çoban ateşi, belediyelerin çöplükleri, bağ bahçe budama, anız yakılması gibi durumları içinde barındırdığını gösteriyor. Bu durum ve eylemlerin hiçbirinde kasıt yok, o zaman bizim insanımızda orman yangını konusunda bir eğitim ve bilinçlendirme eksikliği var.
“Yangınla mücadelenin ilk şartı eğitim”
Peki bu durumla mücadele için neler yapılabilir?
- Biz kurum olarak, yangını 3 ana temada ele alıyor ve 3 alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Birincisi, yangınların tamamına yakınının insan kaynaklı olmasından hareketle, eğitim faaliyetleri yürütüyoruz. İkincisi, çıkabilecek bir yangında teknik donanım ve hazırlık, üçüncüsü de çıkmış bir yangın sonrasında çalışmalar yapıyoruz. Tabii ki bizim için en önemli konu, orman yangınının çıkmaması. Bu da eğitim düzeyinin artırılmasını gerektiriyor.
Eğitim düzeyini artırmak için kurum olarak biz ne yapabiliriz? Birincisi insana ulaşmak. Orman yangını sezonu dışındaki kış ayları boyunca, köylülerle akşamları kahve toplantıları yapıyoruz. Orman yangınlarının çıkmaması için ne yapılabilir? Anız yakan, çoban ateşi yakan ya da piknik yapan köylümüz, istemeyerek de olsa bu eylemi sonucunda geleceğimiz olan ormanlarımıza zarar verebiliyor. Dolayısıyla işe buradan başlayarak bilinci köy toplantılarıyla yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Geçen yıl, bölgemiz kapsamındaki 256 köyde bu toplantıları gerçekleştirdik. Ormanlar içindeki piknik alanlarını ayırmak bile, bizim için orman yangınlarını engelleme çalışmasıdır. İstanbul’da Ağva’dan tutun, Binkılıç’a kadar 114 tane piknik alanı var. Ancak maalesef çoğu kişi, 5 TL giriş parasını vermemek için ormanların içinde piknik yapıyor. Bu da tabii yangın riskini beraberinde getiriyor.
Çocuklarımız bizim geleceğimiz ve onları bilinçlendirmemiz lazım. Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile okullardan ders saati alıyoruz. Ne tür davranışlar ormanları yakar, nelerden kaçınırsak ormanları yakmayız konularını, mühendislerimiz çocuklara bu derslerde öğretiyorlar.
Çocuklara orman sevgisi aşılamayı ve ormanların korunmasına yönelik bilgileri aktarmayı amaçladığımız Sincap Çocuk Tiyatro Grubu’muz var. İçeriğini biz yazıyoruz. O grup okullarda, mahallelerde, köy meydanlarında oyun oynuyor. Geçen yıl oyun 70’e yakın kez sahnelendi.
Ayrıca, yazılı ve görsel basında zaman zaman açık oturumlara katılıyoruz. Bizim orman alanlarımızın birçoğu da askeri birliklerin içerisinde, onların hizmetine sunulmuş durumda bulunuyor. Askeri birliklerle işbirliği yapıp, onlara ders anlatıyoruz. Velhasıl, eğitim bizim ana konumuz. Hedefimiz, geniş kitlelere ulaşabildiğimiz kadar ulaşmak.
Yazılı ve görsel basında konuyu işliyor, hassasiyetimizi anlatıyoruz. Şehir merkezlerindeki ve ana yol kenarlarındaki reklam panoları ve totemlere uyarıcı ve eğitici afişler yaptırıyoruz. Benzer afişleri insan hareketlerinin yoğun olduğu metro ve tren istasyonları ile otobüs duraklarına belirli aralıklarla asıyoruz. Bunun yanında fuarlarda, sergi salonlarında ve çeşitli açılışlarda stant kurup fidan ve el broşürleri dağıtıyoruz. Mesela son birkaç ay içerisinde İstanbul TÜYAP fuar ve kongre merkezinde 2 bin adet, CeBIT Bilişim fuarında 4 bin adet fidan ve bir o kadarda broşür dağıtıldı.
“Bölgedeki 300 bin köylü, geçimini ormandan sağlıyor”
İstanbul’un orman alanlarıyla ilgili mevcut durum nedir?
- 1937’de Atatürk’ün sağlığında İstanbul’un orman kadastrosu yapılmış. 1911’in haritaları var bizde, orman alanları işaretlenmiş, o günden bugüne İstanbul’da orman alanı azalmamış, tam tersine artmış. İstanbul’un yüzde 47’si ormandır. 15 milyon insan, 255 bin hektar ormanda faydalanıyor.
İnsanlar, tapulu arazilerde tarım yapılmadığında oluşan çalılık alanlara, bir süre sonra buradaki bitki örtüsü kestirilip ev yapıldığında, ormanı yok ettiler, diyorlar. Hâlbuki biz 1937’de kadastro sınırlarını belirlemişiz, o sınırları katı bir şekilde korumaya devam ediyoruz.
Orman köylüsünün orman yangınlarını önlemede nasıl bir rolü var?
- Bölgemizdeki orman köylüsü nüfusu yaklaşık 300 bin. Orman köylüsü ormanı koruyan değil, yaşayandır. Ormanda yaşamak zorunda olandır. Orman onun geçim kaynağıdır. Biz bu insanlara ormanda iş veririz. Orman köylüsünün de, ikim, teras, kesim, nakliyat gibi işlerde, orman kanunundan kaynaklanan önceliği vardır. Orman köylüsü, geçimini ormandan sağladığı için, aynı zamanda ormanı koruyandır.
Orman Bölge Müdürlüğü olarak, ormanların korunması amacıyla hangi faaliyetleri yürütüyorsunuz?
- Orman muhafaza memuru sistemimiz var. Muhafaza memurlarımız, günün 24 saati, bizim belirli olan alanımızda gözetim ve denetim yapmakla yükümlü bulunuyor. Bulduğu en ufak bir yasal olmayan işlemi savcılığa verir, dava açarız. Ormanda yasak olan faaliyetler yasayla belirlenmiştir ve bunları kontrol eden bir ekip vardır.
Ayrıca, ormanları 24 saat gözetlediğimiz yangın kulelerimiz var. Her saat başı bu binaya, bölgemde bir vukuat vardır yoktur diye rapor geçerler. 34 tane var bunlardan bölgede.
Orman yangınlarıyla bilinç artırarak mücadele çalışmalarının sonuç verdiğini, hangi verilere bakarak anlayabiliriz?
- Bilincin oluşturulmasını ölçeceksiniz, sayıya bakacaksınız. Bütün mesele, ormanda çıkan yangın sayısının, adet olarak azaltılmasıdır. Orman yangını çıkan adetle, ormanda yanan alanı karıştırıyorlar. Bir yerde çok çalışmışsınızdır, 100 yangını 50’ye çekmişsinizdir, ama geçen sene 100 yangında 500 hektar, 50 yangında 5 bin hektar yanmıştır. Bir yangında öyle bir poyraz vardır ki, hektarlarca alanı yakar geçer. Bu nedenle yanan alana değil, adede bakmak gereklidir.
“Alo 177’ye gelen ihbar sayısı bazı günler 2 bini buluyor”
Alo 177 orman yangını ihbar hattı ne kadar etkin kullanılıyor?
- Alo 177 ihbar hattımız, vatandaşın hemen cep telefonundan bize ben şurada yanlış yerde piknik yapan adam gördüm, şurada duman gördüm bakın diyebileceğiniz, 24 saat açık bir telefonumuzdur. 177’nin aldığı çağrı günde bazen 2000’i buluyor. Sağlık Bakanlığı için 112 hızır acil neyse bizim için 177 de odur.
İstanbul orman yangını bakımından riskli bir bölge midir?
- Birinci riski, insan yoğunluğunun çok olması oluşturuyor. İstanbul’da herkes piknik yapıyor. İkincisi risk unsuru da, çam cinslerinin meşe ve kayına göre daha fazla yangın risk içermesi. 51 bin hektar, birinci derecede yangına hassas ibreli ormanımız bulunuyor. Yerleşim yerlerine çok yakın yerler de risk alanı içerisinde yer alıyor.
Yangın sonrasına yönelik olarak ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?
- Mühim olan, yangının çıkmasını engelleyecek sosyal faaliyetlere odaklanmaktır. Yangın söndürüldükten sonra, orman mühendisleri devreye giriyor. Hemen oraları iş makinelerimizle sürüp, fidanları dikip, tel örgüyle muhafaza altına alıyoruz. Yıl içinde mutlaka yeniden ağaçlandırıp korumaya alıyoruz. Tabii 25 yaşında bir çamın insana verdiği hizmetle, 2 yaşında fidanın verdiği hizmet aynı olmuyor, aradaki 23 yılı kaybediyoruz.
Yangın söndürme teçhizatları konusunda bir eksiklik söz konusu değil diye biliyoruz.
- O konuda biz çok güçlüyüz.
Yangın söndürme havuzları nasıl bir işlev görüyor?
- Yangın söndürme havuzları projesini, İzmir Orman Bölge Müdürü olduğum dönemde ilk kez ben gerçekleştirdim. Bu havuzlar ormanın en uzak, ücra noktalarına, yazın suyu kesilmeyen dere yataklarından suyu borularla alarak, yangın uçaklarının ve helikopterlerinin çok seri şekilde su alabileceği kaynaklar oluşturuyor. Doğal kaynaktan beslenen bu havuzlar, bulundukları bölgedeki flora ve farma açısından da faydalı, çünkü bu havuzlardan taşan su, hayvanların içebilecekleri şekilde yalaklara alınıyor. Bu havuzlardan Türkiye’de İstanbul’da yok, gerek de yok, çünkü barajlar var ve sulak bir bölge. Ancak Ege ve Akdeniz’de mutlaka havuzların tamamlanması gerekiyor.
(YEŞİLBİLGİ)